18 Ekim 2010 Pazartesi

Başlarken...

Türkiye'de çok şey değişiyor. İletişim ve bilişim çağını yakalayan her ülkede olduğu gibi ülkemizde de artık bilgi büyük hızla yayılıyor, bir yerden bir başka yere engel tanımaksızın iletilebiliyor. Bunun belirli bir ''bilgi kirlenmesi''ne yol açtığı ileri sürülse de bence bilginin yayılmasından kaynaklanan sakıncalar bilgiye daha çok erişim sağlamakla önlenebilir. Ne kadar çok bilgi sahibi olursak o kadar fikir sahibi olmaya hakkımız olur.

Bir diplomat neden blog yazıp görüş ve düşüncelerini internette yayımlamak ister? Açıkçası günümüzde o kadar çok insan blog gibi ortamlarda bilgi yayıyor, görüşlerini ve düşüncelerini dile getiriyor ki, modern bilişim şartlarında hemen herkesin günlük tutmak gibi birşeyleri kayda geçirme ihtiyacı hissetmesine neden oluyor. Elbette tutulan günlükler ne kadar özel idiyse, yayımlanan bloglar da o kadar aleni.

Peki, bu bir çelişki değil mi?  Öyle görünüyor ancak bence kimse zamanlıca okumayacak olduktan sonra tarihe not düşmenin anlamı yok. Bir de, hem blog yayımlamak, hem de özel günlük tutmak bildiğim kadarıyla herhangi bir yasayla yasaklanmış değil.

Peki, neden ''Diplomasi, Bilişim ve İletişim''?

Kimilerine göre bu anlık haberleşme, güvenli iletişim, erişimin yaygınlığı gibi modern bilgi iletişimi geleneksel diplomasiyi gereksiz kılmıştır. Öyle ya, bir faks göndererek dünyanın öbür ucundaki bir ülkenin yetkili makamlarına istediğiniz meramı anlatabilecekken, o ülkedeki bütün belli başlı medya organlarını anında internet üzerinden takip edebiliyorken, o ülkeye neresinden baksanız kurulması ve bir yıllık masrafları on milyonlarca Doları bulan bir diplomatik temsilcilik açmanın ne gereği var? Eskiden, iletişimin kısıtlı ve şimdikine göre çok daha masraflı olduğu zamanlarda bir ülkenin ilişkisi bulunan diğer ülkelerde olağanüstü ve tam yetkili temsilcileri maiyetleriyle birlikte bulundurması çok daha önemliydi. Nitekim, Büyük İskenderin zamanında imparatorluğunun bir ucundan diğer ucuna bir habercinin hızlı atlarla 90 günde ulaştığı tarih kitaplarında yazar. Şimdi internette bir gazete sayfasının görüntülenmesi 90 saniye sürerse canımız sıkılıyor. Böyle bir ortamda iki ülkenin arasındaki ilişkilerin iyi sürdürülmesi için yetenekli diplomatlar elzemdi.

Öyle ise, şimdi diplomasiye neden gerek var? Neden milyonlarca Dolar masraf yapıp kamuoyunda adı sanı çok az duyulmuş ülkelere temsilcilikler açıyoruz? Bu ülkelerle e-posta ve internet yoluyla haberleşemez miyiz? Hadi diyelim internet altyapısı gelişmemiş bir ülke olsun, faks da mı çalışmaz? Üstelik her gün basında okuyoruz, görsel ve işistel medyadan izliyoruz ki ülkemizin üst düzey yöneticileri diğer ülkelerdeki muhataplarıyla telefonda, hatta görüntülü sistemlerle sıklıkla görüşüyorlar. Bu imkanlar varken neden bunca masrafla yeni temsilcilikler açılıyor?

Çok basit. Bugüne kadar güneş sistemimizin içinde ve dışında bir çok yere uzaktan gözlem araçları gönderildi. Artık Mars'tan ve diğer gök cisimlerinden taze yüzey görüntüleri alabiliyor, hatta oralardaki sesleri dinleyebiliyoruz. Ama bunların hiçbiri Aya gitmek örneğinde olduğu gibi bir gök cismi hakkında insanların bizzat ayak basmaları kadar bilgi sahibi olmamıza imkan vermiyor. Veya savaş sanatından bir benzetme yapabiliriz: bir yer üzerinde ne kadar hava üstünlüğü kurarsanız kurun, piyadeniz oraya ayak basmadığı sürece savaşı kazanmanız mümkün değildir.

Evet, dünyanın öbür ucundaki bir ülkede basına yansıyan herşeyi anında internetten öğrenmek mümkündür. Evet, o ülkelere her türlü mesajı, üstelik çok hızlı olarak iletmeniz de mümkündür. Ama bunun mektup arkadaşlığından öteye bir ilişki olabilmesi için o ülkeye temsilciler göndermeniz, onların orada uzun süreler kalıp ülke hakkında yaptıkları gözlemleri, basına yansımayan olayları ve özellikle kendi ülkenizle ilgili gelişmeleri birinci elden rapor etmeleri gerekir. Bu durumda modern iletişim imkanları temsilcilerinizin işlerini kolaylaştıran, bilgi ve haber akışını hızlandıran bir araçlar bütünü olarak etkinlikle hizmet verir. Zira, hiç bir şey dünün gazetesi kadar bayat değildir.

Peki, güzel de, adını dahi çok azımızın duyduğu ülkelere temsilcilik açmamız neden gerekti? Bu da çok basit: çünkü artık dünya üzerinde bizi ilgilendirmeyen ülke yok. Evet, önceliklerimiz var. Ama çıkarlarımız, özellikle siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarlarımız hiç bir ülkeyi gözardı etme lüksünü bize vermiyor. İletişimin bu kadar yaygın olduğu bir çağda, Türkiye'nin (gerçek bir örnek vermemek için) örneğin Ruritanya'da çıkarı pekala olabilir. O ülkede belki sanayimizin ihtiyaç duyduğu bir hammadde vardır. Veya o ülkede ekonomimizce üretilen mal ve hizmetlere pazar bulunabilir. Kısacası ekonomik çıkarlarımız artık hemen yanıbaşımızdaki veya geleneksel olarak yoğun ilişkilerimiz bulunan ülkelerle sınırlı değil. Küreselleşme, tüm olumsuz yönlerine karşın bugün bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bunun sadece külfetlerinden yakınmak doğru değildir. Küreselleşmenin getirdiği nimetlerden yararlanmayı akıl etmezsek görevimizi ihmal etmişiz demektir. Bugün Ruritanya'nın başkentine bir Büyükelçilik açmak, buraya onlarca kişiyi görevlendirmek ülkemiz bütçesine birkaç milyon Dolarlık bir masraf olarak yansıyabilir. Ama yarın bu ülkede iş yapmak isteyen işadamlarımızın Büyükelçiliğimizin görevi gereği kurduğu iyi ilişkilerden yararlanarak kurabilecekleri iş bağlantıları nedeniyle ekonomimize getirilecek katma değer bu masrafı kat be kat çıkaracaktır. Nasıl bu kadar kesin ifade edebiliyorum? Dış ticaret istatistiklerine bakın. Bir ülkede temsilcilik açılmadan önce ve açıldıktan sonra ticaret hacimleri mutlaka artış göstermiştir. Bu artışlar ekonomimize katma değer olarak yansır ve hem bizi, hem de o ülkeyi zenginleştirir.

Özetle, bilişimin geleneksel diplomasinin yerine geçeceği savı doğru değildir. Zira, diplomasi iletişimin ta kendisidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder